|
Türban ve üniversite
üzerine…
Özgür Müftüoğlu-ozmuftuoglu@gmail.com
Kasım 2002 seçim
sonuçları açıklanıp AKP tek başına iktidar olduğundan beri türban
meselesinin ne zaman gündeme geleceğini merakla bekliyorduk. Gerçi,
türban tartışması hep vardı ama türbanın üniversitelerde
serbestleşmesine ilişkin yasal düzenlemeler böylesine ileri bir
aşamaya gelmemişti. MHP, AKP ile uzlaşıp yasal düzenleme Meclis
gündemine gelince tartışmaların yoğunluğu da arttı tabiatıyla.
Türban serbestîsinin
kamusal alanın tümünde değil de sadece üniversite ile sınırlı olması
genellikle düzenlemeyi getirenlerin (MHP, AKP) “fincancı katırlarını
ürkütmeme” taktiği olarak yorumlandı. Yani, posta hizmetini, sağlık
hizmetini, eğitim hizmetini sunanlar ya da lise, ilköğretim
öğrencileri için türban takma yasağı devam ederken üniversite
öğrencileri için bu yasağın kaldırılması daha kabul edilebilir bir
ara çözüm olarak görme eğilimi ortaya çıktı. Bu yazının yazıldığı
saatlere kadar laiklik hassasiyeti olan kurumların ortaya koydukları
görüşlere ve toplumdan gelen tepkilere bakılırsa söz konusu taktik
işe yarayacak ve şimdilik şekil konusunda bir takım sınırlılıklarla
beraber türban üniversitede serbestleşecek.
Türban, “şimdilik”
üniversite ile sınırlı olduğuna göre biz de bu konuyu “şimdilik”
üniversite üzerinden tartışmaya çalışalım. Tartışmaya başlarken de
türbandan önce mekanı yani üniversiteyi ele alalım.
Üniversite, bu köşede
birçok kez dile getirmeye çalıştığım gibi bilim üretmesi ve sunması
gereken bir kurumdur. Bilimin olmazsa olmaz koşulu ise özgür düşünme
ve tartışma ortamının gerekliliğidir. Yani, bilimsel faaliyet içinde
bulunacak kişiler (öğrenciler de bu faaliyetin doğrudan içindedir)
tamamen dogmalardan uzak düşünmeye ve sorgulamaya açık olmalıdırlar.
Mutlaklaştırılmış kabullerin ötesine geçemeyen itaatin, özgür
düşünceyi engellediği de anımsanırsa böyle bir anlayış içerisinde
gerçeklikleri anlamak, sorunları çözmek ve toplumsal ilerlemeye
katkı sağlamak nasıl mümkün olabilir?
Üniversiteye ilişkin bu
genel tanımlamadan sonra gelelim türbana; mademki bir inancın gereği
olarak talep edilmektedir, o halde en temel insan haklarından biri
olması gereken inanç özgürlüğü bağlamında diğer giyim kuşam
şekilleri gibi türbana da karşı olmamak gerekir. Ancak, konu
“üniversitede türban” olunca, dini bir simge olan türbanı tercih
edenlerin mutlaklaştırılmış kabulleri olduğu ve bu kabuller
doğrultusunda itaatin, özgürce düşünme ve sorgulamanın önüne
geçeceği kaygıları ortaya çıkmaktadır. İşte bu noktada türban ya da
benzeri inanç simgelerini taşıyanların bilimsel faaliyet içinde
katkı sağlamaları düşünülemez. Dolayısı ile üniversitede türbanı
değerlendirirken şekil açısından değil, türbanın altındaki
zihniyetin bilim ve üniversitenin işlevleriyle arasındaki çelişki
açısından konu ele alınmalıdır.
Burada haklı olarak şu
soru akıllara gelecektir: Peki, bilimsel faaliyete engel olacak
dogmalar, mutlaklaştırılmış, itaate dayalı düşünceler sadece
türbanla mı ortaya çıkar, türbanın yasak olması üniversitelerde
düşüncenin özgür olduğu anlamına mı gelir?
Sorunun cevabı elbette
“hayır” olacaktır. Başı açık ama beyni örtülü birçok kişi
üniversitelerdedir ve zaten üniversitelerin bugün işlevlerini yerine
getirmekten uzak olmalarının temel nedeni de budur. Ve beyinlerdeki
bu örtü sadece dinle sınırlı değildir. Irkçılığı, şovenizmi ve
sermayeciliği dogma haline getirmiş, mutlaklaştırmış ve ona itaat
eden de önemli bir kesim vardır. Bu kesimin de bilim ve üniversite
ile çelişkileri dini dogma haline getirmiş olanlardan daha az
değildir.
O halde, öncelikle
üniversitede türbanı savunmamak gerekir ama en az türbanla
simgeleşen dogmalar kadar üniversitenin işlevlerini engelleyen diğer
örtülü beyinlerle de mücadele etmek gerekir. Öte yandan, türban
konusunda düşünürken sadece türbana karşı çıkmak yerine, türbanın ve
onun temsil ettiği düşüncenin son 30 yılda böylesine
yaygınlaşmasının nedenlerine de bakılmalıdır. Zira, türban talebinin
böylesine yoğunlaşması sadece bir sonuçtur. İnsanları dine yönelten
en temel etken bu dünyadan umutların kesilip, diğer dünyadan
beklentilerin artmasıdır. Bu dünyadan umutları tüketen ise
özgürlükçü düşünce ortamının baskılanması ve bu baskı ortamından
faydalanılarak toplumun geniş kesiminin haklarını elinden alıp,
onları açlığa, yoksulluğa, işsizliğe iten politikalardır. Sermayenin
çıkarları doğrultusunda oluşturulan bu politikalar sorgulanmadan
Türkiye’de irtica ve de türban konusunda yapılacak tartışmalar lafı
güzaftır.
***
Türkiye’de tüm
dikkatlerin türban konusuna odaklamasında da yararlanılarak
emekçilerin sosyal güvenlikten kıdem tazminatına, eğitimden sağlığa
tüm hakları geri alınmaktadır. İşte tam da bu dönemde, bugün bir bir
elden kaybedilen hakların kazanılmasında son derece önemli bir işlev
görmüş olan Komünist Manifesto’nun 160. yılı nedeniyle Ankara’da bir
toplantı düzenlenmektedir. Toplantıda Manifesto sadece bir tarihsel
olay olarak ele alınmayacak, Manifesto’nun içinde yaşadığımız
dönemde güncelliği tartışılacaktır. Bu tartışmalar, insanları
dogmalara yönelten umutsuzluk ortamından çıkış için de yol açıcı
olacaktır.
01/02/2008 ÖZGÜRCE
http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=24476
|