|
ANAYASA’YA AYKIRI ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
İbrahim Özden Kaboğlu
ikaboglu@marmara.edu.tr
Üniversitelerde “islâmî başörtü” (türban) serbestliği yönünde
girişilen Anayasa değişikliği operasyonu, AKP’nin 22 Temmuz yasama
seçimlerinden sonra ivme kazandırdığı “sivil anayasa” çalışmalarını
gölgede bıraktı. “Operasyon” o kadar sorunlu ki, yeni anayasa
arayışını küllendireceğe benziyor. Neden ve nasıl?
ÇATIŞMA VE AYRIŞMA ALANLARI ÇOK
– Türban, dinsel bir emir mi yoksa bireysel bir tercih mi?
– Eğer bu bir dinsel emirse, konunun özgürlükler düzleminde değil,
siyasal rejim ve laiklik ekseninde ele alınması gerekmiyor mu?
– Hayır, eğer bu bireysel bir tercih ise, diğer hak ve özgürlükler
gibi kayıtlama ilkesine tabi değil mi? Örneğin hak ve özgürlüklerin
kurumsal ortamda kullanılması, “Uzlaşma Tekniği”nin uygulanmasını
haklı kılmaz mı? Örtünün sadece ders saatlerinde aralanması, hizmet
verenin tarafsızlığı bakımından, uzlaşma ilkesi ile serbestlikte
kısmen ve geçici kayıtlama ile eşit işlem güvencesi arasında denge
sağlama aracı değil mi?
– Anayasa Mahkemesi kararları bulunan bir konu üzerinde bir içtihat
evrimini beklemek mi, yoksa beğenilmeyen bir kararı aşmak için
anayasal operasyona girişmek mi, hukuk devleti ile bağdaşır?
Bu ve benzeri sorular ekseninde yapılacak saydam bir tartışma,
değinilen çatışma ve ayrışma alanlarının aşılması bakımından yararlı
ve gereklidir. Nitekim “İslami başörtü dinsel bir buyruk mu, yoksa
bireysel bir tercih mi?” sorusu, ilahiyatçılar arasında yeni yeni
tartışmaya açıldı ve bu olumlu bir başlangıçtır.
YANLIŞLAR DİZİSİ
Bunlar göz ardı edilerek, sorunun
alelacele anayasal bir norma bağlanması, toplumsal barış ve insan
haklarının temellendirilmesi bakımından yakalanan fırsatın
kaçırılması bir yana, anayasal düzenleme tarzı da, hem Anayasa’ya
uygunluk, hem de uygulama yönünden ciddi sorunlara yol açacak...
Birbirine bağlı 4 yanlış yapıldı. Şöyle ki:
1) anayasal sorun olmayan (başörtüsü
dâhil) genel olarak kılık-kıyafetin bu düzeyde düzenlenmesi; 2)
eşitlik ilkesine, “kamu hizmetinden yararlanma” yönüyle vurgu
yapılması (md. 10); 3) md. 42’ye yapılan eklemenin sadece yüksek
öğrenim öğrencileri ve yine sadece serbestlik ilkesi ile sınırlı
tutulması; 4) Anayasa’ya serbestlik ilkesi konduğu halde,
sınırlamanın yasaya bırakılmış olması.
NEDEN ANAYASA’YA AYKIRI?
Anayasa’ya yapılması öngörülen eklemeler, 2. md. (hukuk devleti,
demokrasi ve laiklik) açısından tartışma yaratacak ciddi sorunları
beraberinde getirecektir. Burada, kendi düzenleme mantığı ile
sınırlı kalınarak, daha somut ve teknik sorunlara dikkat çekilmekle
yetinilecek:
– Tarafsızlık ilkesi: işe, “kamu hizmeti
yararlanıcıları” açısından başlandığına göre, neden kamu hizmeti
verenler yönüyle de soruna bakılmadı? Oysa değişiklikle, aslında
sadece md. 10’a gereksiz bir müdahale ile yetinilmedi; başörtüsünün
hizmet vermede tarafsızlık ilkesini tehlikeye düşüreceği de kabul
edilmiş oldu.
– Hizmet verenlerde meşru beklenti: Yüksek öğrenim
öğrencilerine, hizmet alan konumunda olduğu gerekçesiyle türban
serbestliğini tanırken, hizmet veren kamu görevlileri açısından
neden kayıtlama konmadı? Benzer şekilde, ilk ve ortaöğretimde böyle
bir serbestliğin geçerli olmayacağı sözle ifade edilirken, bu kayıt
neden Anayasa’ya geçirilmedi? Serbestlik yönünde sergilenen açık ve
kararlı irade, kayıtlama yönünde ortaya konmadığından, Anayasa’yı
değiştirmek isteyenlerin geleceğe yönelik iradesi, saydamlıktan uzak
ve samimiyetten yoksun...
Bu nedenle; hükmün anayasalaşması
durumunda, uygulanma aşamasında ilk ve orta öğrenimde de kılık
kıyafet serbestliği yönünde zorlamalar meşru sayılabilecektir. Açık
bir yasağın yokluğu gerekçesine dayanan kamu görevlilerinin türban
takma yönündeki talepleri artacak; kendilerine kayıtlayıcı veya
yasaklayıcı bir hükümle karşılık vermek zor olacaktır. Anayasal
serbestlik güvencesinden yararlanan üniversite öğrencilerinde, kamu
görevlerine de başörtüsü ile intisap edebileceklerine dair meşru bir
beklenti doğacaktır. Hukukî güvenlik ilkesi, böyle bir
beklentiyi haklılaştırıcı bir işlev görecektir. Bu nedenlerle, md.
10’a eklenen “ ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında”
ibaresi, bir aldatmacadır.
– Sınırlama nedenleri, yasa ile yaratılamaz:
serbestlik ilkesini hiçbir sınırlama nedeni ile dengelemeyen 42.md.,
bunu dolaylı bir biçimde yasaya bırakıyor: “Kanunda açıkça yazılı
olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını
kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları
kanunla belirlenir.”
Bu ekleme, Anayasa md. 13’e açıkça aykırı. Çünkü md. 13’e göre,
temel hak ve hürriyetler, “yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla
sınırlanabilir”. 2001 Anayasa değişikliği, genel sınırlama
kuralını kaldırdığından, hak ve özgürlükler, yalnızca Anayasa’nın
ilgili maddesinde belirtilen nedenlerle kayıtlanabilecek, aksi halde
sınırlanamayacak; yasa ise, yalnızca bunun hukukî aracı olacaktır.
Bu nedenle, md. 42’ye yapılması öngörülen eklemenin anayasalaşması
durumunda, bu değişiklik uygulamaya sadece serbestlik ilkesi
yönünden yansıyacak; çünkü kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan
mahrum edilemeyecek.
Bu belirtilenler ışığında, 2547 sayılı YÖK md. 17’ye, sınırlama
yönünde yapılacak bir ekleme, Anayasa Mahkemesi’nce iptal
edilebilecektir. Böylece, türban takma tarzı üzerine yapılan
spekülasyonlar, birer aldatmaca olmaktan öteye bir anlam
taşımayacak. Bağlama şekli konusunda “karşı cins”in yaptığı ve insan
onurunu zedeleyen zihni egzersize, saçlarını kapatabilme pahasına
hak özneleri nereye kadar tahammül edebilecekler? Bu merak
giderilemeden, belki de eşitlik ilkesi devreye girecek: her türlü
kılık ve kıyafet, eşitlik adına savunulabilecek ve hukuki yoldan
uygulamaya geçirilebilecektir.
Sonuç olarak, bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye
başlanacak anayasa değişikliği, amaç, kapsam ve özgürlükler rejimi
bakımından Anayasa’nın kendisine aykırıdır. Bu nedenle, çözmeyi
hedeflediği toplumsal sorunları gidermek bir yana, bugünkü ile
kıyaslanmayacak derecede ciddi sorunlar yaratacağı ve bunalımı
derinleştireceği şimdiden bellidir.
Eğer AKP ve MHP, üniversitelerde başörtüsü sorununu çözme konusunda
samimi iseler, öncelikle niçin Anayasal kayıtlama nedenini göz ardı
ediyorlar? Yoksa dinsel bir referans söz konusu olduğu için mi?
Dahası, neden bu serbestliğin, kamu görevlileri ile ilk ve
ortaöğretim öğrencileri açısından geçerli olmayacağı kaydını
koymaktan kaçınıyorlar? Belki bir Anayasa değişikliğini sayısal
çoğunluklarına güvenerek gerçekleştirebilirler, ama bu onlara,
toplumsal çoğunluğun saydam gelecek hakkını ortadan kaldırma
yetkisini vermez. Yoksa beklenen, J. Locke’un 1690’da önerdiği
“Direnme Hakkı”nın 2008 Türkiyesinde toplum tarafından uygulamaya
geçirilmesi mi?
|